Narn i Chîn Húrin

29 Eylül 2007 Cumartesi

Ormanların suları nereye gidersiniz? Nienóri'yi de götür müsünüz? Úrin'in kızı Nienóri! Kederin çocuğu. Ya siz beyaz köpükler beni temizler misiniz? Sen şelale, benim hafızamı ve lanetli kaderimi unutturacak kadar derin olmalısın, yalvarırım beni buralardan götürün, çok uzaklara götürün. Bana geçmişi hatırlatmayacak derin sular nerede? Ey ormanın suları nereye gidiyorsunuz?

- The Book of Lost Tales II -




Rivâyete göre günlerden bir gün şu yandaki resimde gördüğünüz ak saçlı adam(elbette o zamanlar bu kadar ak değildi, henüz griydi), yani profesör J.R.R.Tolkien, bir yandan ağzının kenarındaki pipoyu tüttürürken, diğer yandan da önündeki boş kağıda "toprağın içinde bir kovukta bir hobbit yaşardı" cümlesini ânî bir ilhamla, öylece yazıverdi ve işte her şey böyle başladı.

Mizanseni çok ciddiye almazsanız buna yakın bir şeyler anlatılır sürekli; doğrudur da, ama elbette "her şey" böyle başlamadı. O gün, Hobbit denilen gizemli bodur ahalinin, küçük köylerinden çıkıp büyük öykülere dâhil olmaya karar verdiği gündü sadece ve bu ayakları tüylü yaratıkların başrolde yer aldıkları olayların önemi dikkate alınacak olursa oldukça kıymetli bir gün olduğuna şüphe yok. Ama yine de her şey böyle başlamadı. Her şeyin nasıl başladığını tam olarak söyleyebilmek de mümkün değil, ama söz konusu satırın yazılmasından en azından yirmi-yirmi beş yıl öncesine kadar uzandığını söyleyebilmek mümkün.

Büyük bir ihtimalle Arda mitosuna dair kayda değer yazılı ilk şey lirik bir şiirdi. Aslına bakılırsa Tolkien, "Ielfalandes Strand" şeklinde eski İngilizce bir başlık taşıyan bir şiirinin yanına "Benim mitolojimin ilk şiiri, Valinor 1910" kaydını düşmüştür. Şiirden kısa bir alıntı yaparsak şöyle diyor:

"Ay'ın doğusunda, Güneş'in batısında
Yalnız bir tepe duruyor;
Ayakları solgun yeşil denizde,
Kuleleri beyaz ve dimdik.
Taniquetil'in ötesinde
Valinor'da."


Fakat belirtilmeli ki, içeriği Kôr'dan bahsettiğini düşündürten bu şiirin üzerinden birkaç kez geçilmiştir(örnekteki son haliydi) ve oğlu Christopher Tolkien bunun mitolojinin ilk şiiri olduğundan emin olmadığını söylüyor ve şiirin Eärendel üzerine yazılmış yine ilksel bir şiirin parçası olduğunu düşünüyor.

Her neyse, sonuçta şurası kesin ki Tolkien, 1916'da en yakın dört okul arkadaşının üçünü kaybettiği Birinci Dünya Savaşı'nda siper hummasına yakalanır ve iyileşmesi için Birmingham'a gönderilir. Orada hasta olduğu dönemde Silmarillion'a ait öykülerin ilk versiyonlarını kaleme almaya başlar. Onlara The Book of Lost Tales (Kayıp Öyküler Kitabı) adını verir.

Bu metinlerde Eriol adlı bir insan denizci gizlenmiş yollardan Yalnız Ada'ya Dor Faidwen kıyılarına ulaşır ve orada elflerden Valinor'a ve Orta Dünya'ya dair kadim günlerin öykülerini dinler. İşte bu öykülerin en özellerinden biri ve bu yazının da konusu olanı, Túrin'in Öyküsü'dür. Öykünün ilk versiyonlarının 1919'dan önceye uzandığı kesin. Tolkien Kayıp Öyküler’de öykünün başlığını "Turambar ve Foalókë" olarak belirlemiş gözüküyor. Daha sonra bu öykü elfçe bir başlık edinecektir ve Narn i Chîn Húrin, yani Húrin'in Çocukları'nın Öyküsü'ne dönüşecektir. Lakin Tolkien şiir olarak da yazmayı denediği bu öyküye nihâî şeklini hiçbir zaman veremedi ve ölüm türküsünü söylediğinde öylece eksik bırakıp göçüp gitti.

Öykü diğerleriyle birlikte Tolkien'in ölümünden sonra, derlenip önce Silmarillion, sonra The History of the Middle Earth serisi ve Unfinished Tales içinde farklı versiyonlarıyla yayınlanmıştır. Özellikle Unfinished Tales içinde Narn i Chîn Húrin başlığıyla uzunca bir bölüm kapsamakta. Fakat lafı uzatmadan söyleyelim, nihâyet Christopher Tolkien babasının el yazmaları arasındaki titiz araştırmalarına dayanarak bu öyküyü baştan sona bir bütün olarak ve kendi başına tutarlı bir metin halinde düzenleyebileceğine inanıyor ve The Children of Húrin adıyla kitap haline getirmeye karar veriyor.

Eksiksiz Tolkien hayranlarının hepsinin minnettar olması gereken biridir oğul Tolkien. Kendisi de 83 yaşına varmış Christopher Tolkien 30 yıldır babasının bıraktığı notlarla uğraşıyor ve herkes bilmeli ki bu hiç kolay bir iş değil. Çünkü Tolkien insanı şaşkına çeviren bir titizliğe sahipti. Bir öykünün üzerinde yıllarca uğraşıyor, onu defalarca tekrar tekrar yazabiliyordu. Örneğin Yüzüklerin Efendisi'nin ilk bölümü 1937'de yazılmıştır, ama tamamı yayınlandığında aradan 17 yıl geçip gitmişti ve yine de Tolkien son anına kadar metin üzerinde oynayıp durmuştur. Hiç yayınlayamadığı ve asla kendi eliyle nihai şeklini veremediği Silmarillion öyküleri hayatının son günlerine kadar meşgul etmiştir onu. Bu da en az altmış koca yıl demektir. Bu esnada adlar, coğrafyalar, öykü akışları defalarca değişiyor tabii. Dolayısıyla ciltler tutan ve üst üste binmiş notlar, onların arasında gezinen Christopher Tolkien'i çok zorlamış olmalı. Onu Gondor sarayında yüzüğün kaderi hakkındaki küflü el yazmaları arasına dalmış Gandalf'a benzetebiliriz sanırım. Zorlu ve keyifli bir iş, ama sonuçta bu kitabın derlenmesi süreci tamamına erdi ve kitap birkaç ay önce yayınlandı. Christopher Tolkien kitabın önsözünde çalışmasının amacını bize şöyle açıklıyor:

Düşündüm ki, Húrin ile Morwen'in çocukları Túrin ile Nienor'un kaderlerinin öyküleri bu şekilde sunulursa, bilinmeyen bir Orta Dünya'da geçen, canlı ve içten, fakat uzak çağlarda kalmış hissi veren bir sahneye ve öyküye yeni bir pencere açılabilir: batıdaki boğulmuş topraklar, Mavi Dağların ötesi, Ağaçsakal'ın gençliğinde yürüdüğü yerler ve Túrin Turambar'ın Dor-lomin'de, Doriath'ta, Nargothrond'da ve Brethil Ormanı’nda geçen hayatı.

Bu yüzden, bu kitap öncelikle, Shelob'un postunun, "çeliği elf ya da cüce dövmüş olsa da, onu Beren'in ya da Túrin'in eli kullanıyor olsa da, hiçbir insanın gücünün delemeyeceği" kadar korkunç ölçüde sert olduğunu, ya da Elrond'un Rivendell'de Frodo'ya Túrin'den, "eski günlerin elf dostlarından" biri olarak bahsettiğini hatırlayabilecek, ama onun hakkında bundan daha fazlasını bilmeyen okuyuculara hitap etmektedir.

Görüldüğü üzere Christopher Tolkien bu kitabı bağımsız bir kitap olarak düşünmüş. Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş, ama henüz Silmarillion öykülerinden habersiz birinin dahi okuyabileceği türden kendi bütünlüğü olan bir kitap olsun istemiş. Fakat ben bunun tam olarak gerçekleştiğinden emin değilim. Çünkü Tolkien'ın öyküleri fazlasıyla iç içe geçmiş ve en azından Silmarillion'u okumamış birinin bu öykünün içinde geçtiği tarih ve coğrafyaya tam olarak duhûl edebileceğinden oldukça şüpheliyim. Belki ben yanılıyorumdur, ama size bu kitaba el sürmeden evvel eğer henüz okumamışsanız, bugüne kadarki aptallığınızdan vazgeçip en azından Silmarillion'u önceden okumanızı öneririm.

(Yazının geri kalanını Silmarillion'u henüz okumamış biri okumasa iyi eder derim)
... 

Húrin'in Çocukları Tolkien'ın yazmış olduğu hüzünlü öykülerin en hazin olanıdır belki de. Esâsında Silmarillion'a dönüp baktığımızda baştan aşağı bir keder kitabı görürüz karşımızda. Yaprakların hiç dökülmediği kayıp Valinor'un ve sulara gömülmüş Beleriand'ın öykülerini ve Illuvatar'ın çocuklarının yazgısını anlatır bize; bitmeyen bir kederin tarihidir bu.

İşte Húrin oğlu Túrin de o yitik günlerde, Beleriand'ın üzerine Morgoth'un gölgesi çökmüşken doğmakla yazıklandı. Gölgelerin en habis olanı hep çevresindeydi ve onu ve tüm sevdiklerini Beleriand'ın puslu ve karanlık yollarına sürdü sürebildiğince ve Beleriand genişti ve sürgünler için sığınaksızdı. Húrin'in oğlu, bir Edain, ölümün hükmünün geçtiği bir insan, ne yapabilirdi Morgoth'un laneti karşısında? Eldar bile tutunamamışken; elflerin en cesuru Fingolfin ayaklarının dibine düşmüşken Morgoth'un, Túrin Mormegil nasıl ayakta kalabilirdi? Turambar olmak, kötü kadere hükmü geçsin istemişti, ama kaderin yuları Morgoth'un elindeyken kim yön verebilirdi ona? Bauglir Morgoth'un gazabı her şeyin üzerindeyken ve dünya onun kötülüğüyle bozguna uğramış bir düzlükken, Túrin nereye saklanabilirdi?

Niniel Nienor ne yapabilirlerdi peki, sonunda Teiglin'in titreyen sularına bırakmaktan başka kendini? Ya da Morwen Eledhwen'in ışıltısı ayrı düşmek ve solmaktan başka ne yapabilirdi? Ya Húrin Thalion, Thangorodrim'im karanlık ve dişli doruklarında beklemek ve geç kalmaktan başka?

Ya diğerleri, Beleg Cuthalion, Finduilas..., üzerlerine Húrin'in çocuklarının gölgesi düşen onlar, onlar ne yapabilirlerdi, o gölgeyi ören Morgoth'un her yere uzanan parmakları olduktan sonra?

"Dinleyin beni," demişti Brandir insanlarına, "ve söyleyin, size anlatacağım gibi bir yazgı daha var mıdır? Ve bundan daha büyük bir acı?"

Böyleydi işte onların öyküsü...

Ve heyhât, sonunda göçtü Turambar Túrin de
Yükselir höyüğü Ayıran Deniz'in orta yerinde
Cabed en Aras'da, Tol Morwen'de.


Húrin'in Çocukları okuyanların pek çoğunun Sophokles'i hatırlamakta zorluk çekmeyeceği türden, kötü yazgının karakterlerini prangaladığı epik ve romantik bir trajedidir. Bu öykü Silmarillion'daki diğer pek çok öyküye benzer şekilde Tolkien'in Hobbit, Yüzüklerin Efendisi gibi romanlarından ve diğer bazı öykülerden daha ayrıksı bir yapıdadır. Tolkien On Fairy Stories adlı çalışmasında peri masalını tanımlarken onu katastrofi üzerine yerleştirilmiş bir sevinçli sona bağlar. Ökatastrofi ya da hoşfelaket denilecek bir işlevdir bu. Şöyle ki, öyküde bir çok kötü, kederli şey yaşansa da, öykünün sonunda bir teselli vardır mutlaka. Halbuki Túrin'in öyküsü Silmarillion'u bir bütün olarak düşünmeyip, kendi başına ele alırsanız peri masalındaki bu tasarımdan farklı, umutsuz, mutsuz bir öyküdür ve sonu da çok acı biter. Bu öyküdeki karakterlerin yazgıları birbirine ve onların dışında kalan dünyanın, Orta Dünya'nın yazgısına dolanmıştır amansızca, ıstırapları da çok derindir. Hikaye kederi ağır ağır harlar ve gerçekten acıtır insanı.

...

Öykünün bu kitaptaki hâli Silmarillion'daki anlatıya göre çok uzun. Genel olarak Bitmemiş Öyküler'deki versiyona daha yakın duruyor. Öykünün nerelerde farklılaştığını zaten kitabın arkasında uzun uzun anlatmış Christopher Tolkien. Fakat gördüğüm kadarıyla öykünün ana şablonunda önceki versiyonlardan(elbette Kayıp Öyküler Kitabı hâriç, çünkü oradaki hâli daha farklı) çok esâslı bir değişiklik mevcûd değil; ayrıntılarda bir takım farklılıklar olsa da sadece daha uzun, kesintisiz ve detaylı anlatılmış.

Kitap kendi içinde bütüncül bir metin olmayı hedeflemiş. Dolayısıyla daha önce Christopher Tolkien'ın derlediği kitapların arasındaki uzunca açıklama ve notlara bu çalışmada yer vermekten kaçınılmış. Daha önceki derlemelere en azından göz gezdirenler o notların ve açıklamaların okumayı ne kadar çetrefil hâle getirdiğini iyi bilirler sanırım. Bu kitap baştan sona bir roman tarzında derlenmiş ve okuması örneğin Silmarillion'a kıyasla çok daha kolay.

Húrin'in Çocukları geçen hafta içinde İthaki Yayınları tarafından Türkçe olarak da yayınlandı. İthaki şu an Yüzüklerin Efendisi dışında kalan ve daha önce Altıkırkbeş'in yayınlamakta olduğu Tolkien kitaplarının yayın haklarını almış durumda. Húrin'in Çocukları’nın baskısı da genel olarak iyi gözüküyor.

En son, Túrin'in dehşetli düşmanı Glaurung'un saygıdeğer torunlarından Smaug adlı ejderhanın inine yapılan yolculuğu anlatan Hobbit'i de tekrar çevirip yayınladılar, ama ne yazık ki çok da ehven bulmadığım bir iş olmuş. Altıkırkbeş'in Hobbit çevirisi, kapak tasarımdan tutun da giriş kısmı, sözlük kısmı ve çizimlerine varıncaya kadar daha geniş ve hoş bir kitaptı açıkçası. Yine de bu vesîle ile oturup bir kez daha Bilbo Baggins'in keyifli yolculuğunu okuma fırsatı da bulmuş oldum. En son okuduğumun üzerinden yıllar geçmişti ve piştiğinden daha iyi pişirdiğini iddia eden ve canlı bir ejderhaya karşı gülebilmiş nâdir kişilerden olan o takdîre şâyân buçukluğun öyküsünü yeniden hatırlamak çok hoştu.

Haydi bakalım, siz Narn i Chîn Húrin'i, Húrin'in Çocukları'nın Öyküsü'nü okumak için kalkın da, ben de elimdeki şu çok merak ettiğim diğer kitaba döneyim. Belki bir dahaki sefere ondan bahsederiz hem.

2 yorum var:

Ayna-i Marzî dedi ki...

Hımm Silmarillion'u okumuştum gerçi; ama okuyalı 3 sene oluyor. Húrin'in Çocukları'nı okumadan evvel, tekrar okumakta fayda var. Öte yandan Húrin'in Çocukları'nın, Türkçe olarak yayınlanmasını bekliyordum, yayınlandığına göre ne yapmam gerektiği belli.

Vampir dedi ki...

Eğer üç senedir eline alıp tekrar gözden geçirmediysen, Silmarillion gibi göreceli olarak karmaşık bir yapıtı bir kez daha okuyup hafızanı tazelemen daha anlamlı olur elbette. Silmarillion bir kez okunacak bir kitap değildir zaten. Tavsiye edilen reçete şudur: Yüzüklerin Efendisi'ni okuduktan sonra bir kez okunur, sonra Yüzüklerin Efendisi bir kez daha okunur ve peşinden Silmarillion tekrar okunur.

Esasında Húrin'in Çocukları'nın başında eski olayları hatırlatma babından kısa bir metin var, ama bunun yeterli olacağından oldukça şüpheliyim. Şahsen Silmarillion'u pek çok kez okumuş ve yine ilgili diğer kitapları da onunla karşılaştırarak okumuş olmama rağmen aradan geçen zamanın etkisiyle bazı noktaları hatırlamam güç oldu.