Hiç bitmeyen öykü

31 Aralık 2008 Çarşamba

'Uygar' dünyanın ortasında, 360 kilometrekarelik bir hapishane ve 1.5 milyon mahkûm. Yırtılan ve dikilemeyen bir tarih, korku ve gözyaşlarıyla karılmış duvarlar ve utanç tünelleri ve çaresiz ve öfkeli ergen siluetleri ve gülüşü çalınmış çocuklar ve çocukları çalınmış analar ve boyunlara dayanmış kanlı kılıçlar ve gardiyanlarına özenmiş gardiyanlar ve paranoyanın köleleri ve biri binle tartan bir terazi ve insan öğüten canavarlar ve üç kuruşluk hesaplara tahvil edilen katliamlar ve gaddarlığın sonsuzluğu ve merhametin yokluğu ve hep kanayan kızıl bir yara ve hiç bitmeyen bir öykü...

"ah, ey tutuklu ses
umutsuzluğunun heybeti
bu lanetli gecenin hiçbir yerinden
ışığa doğru bir tünel kazamayacak mı?
ah ey tutuklu ses
ey seslerin en sonuncusu..."

2 yorum var:

Gord10 dedi ki...

Bu daha güzel nasıl anlatılabilirdi?

Ayna-i Marzî dedi ki...

Söyleyeceklerimin çok daha samimi ve içten bir şekilde dile dökülmüşü varken kendi yorumum yerine alıntı yapmayı tercih ediyorum:

"İki gün önce, bizim şiddeti tartışmamızla aynı gün, tarifsiz Condoleezza Rice bir ABD resmi yetkilisi olarak, kendilerinin şiddete dayalı doğalarına uygun olarak Gazze’de yaşananların Filistinlilerin hataları olduğunu söyledi.

Tersine akan yeraltı nehirleri coğrafyalarını değiştirebilirler, ama hepsi aynı şarkıyı söylerler. Ve şimdi duyduğumuz, savaşın ve acının sesi.

Buradan çok uzakta değil, Ortadoğu’da, Filistin’de Gazze denilen bir yerde, tam burada bizim yanımızda İsrail’in ağır eğitilmiş ve silahlanmış ordusu ölüm ve yıkım yürüyüşüne devam ediyor.

Adımlanan basamakların hepsi klasik bir fatih savaşının: önce (askeri kılavuzların tercüme ettiği gibi) ‘stratejik’ askeri noktaları yok etmek ve direnişin destek güçlerini ‘sindirmek’ amacıyla aşırı büyük bir bombalama. Sonra bilgi akışı üzerinde sert bir kontrol: duyulan ve görülen her şey ‘dış dünyada’, operasyon tiyatrosunu dışında, askeri ölçütlerle seçilmiş olmalı, şimdi düşman piyadelerine açılan aşırı topçu ateşi birliklerin yeni pozisyonlarına ilerlemesini gizlemek için; sonra düşman birliklerini zayıflatmak için kuşatma olacak, sonra saldırı mevzii fethedecek ve düşmanı yok edecek, sonra da olası ‘direniş yuvaları’ boşaltılacak.

Modern savaşın askeri el kitabı, birkaç değişiklik ve eklemeyle birlikte saldırgan askeri güçler tarafından basamak basamak takip ediliyor. Biz bununla ilgili çok şey bilmiyoruz ve sözde ‘Ortadoğu’daki çatışmada’ çok sayıda uzman var; ama bu köşeden söyleyecek çok şeyimiz var:

Yeni fotoğraflara göre İsrail devletinin hava kuvvetleri tarafından yok edilen ‘stratejik’ noktalar evler, barakalar, sivil yapılar. Yıkıntıların arasında ne bir tek top mevzii, ne bir kışla, ne bir askeri havaalanı, ne bir top görmedik. Bu yüzden –lütfen cehaletimizi affedin- ya uçakların silahlarının nişan almalarının kötü olduğunu ya da Gazze’de böyle ‘stratejik’ askeri noktaların bulunmadığını düşünüyoruz.

Filistin’i ziyaret etme onuruna henüz erişemedik, fakat bu insanları, erkekleri, kadınları, çocukları, yaşlıları –askerleri değil-, bu evlerde, barakalarda, binalarda yaşayanları düşünüyoruz. Direniş ikmal kuvvetlerini de henüz görmedik, sadece moloz…

Bununla birlikte kuşatma haberlerinin sonuçsuz çabalarını ve çoğu zaman tamamen faydasız olan BM’de dünya devletlerinin saldırıyı inkâr etme veya alkışlamayı tartıştığını gördük.

Ama bekle. Belki de İsrail devletine göre bu adamların, kadınların, çocukların, yaşlıların düşman askerleri oldukları bize henüz göründü, içinde yaşadıkları barakaların, evlerin, binalarının yok edilmesi gereken askeri kışlalar olduğu gibi.

Kesinlikle bu sabah Gazze’ye düzenlenen mermi yağmuru, İsrail askerlerinin ilerleyişini bu adamlardan, kadınlardan, çocuklardan, yaşlılardan saklamak içindi. Ve kuşatma ile zayıflatmak istedikleri düşman birlikleri, burada yaşayan ve tüm Gazze’ye yayılan Filistin halkıdır. Ve saldırı bu nüfusu yok etmek isteyecek. Ve tahmin edildiği gibi kanlı olan bu saldırıdan kaçmayı ya da saklanmayı beceren erkek, kadın, çocuk ya da yaşlı, hangisi olursa olsun temizliğin tamamlanması ve operasyondan sorumlu komutanların üslerine rapor edebilmesi için sonunda ‘avlanacak’: ‘Görevi tamamladık.’

Cahilliğimiz için tekrar özür diliyoruz, söylediğimiz şeyler konuyla ilgisiz olabilir. Ve süren suçu ayıplamak yerine, yerliler ve savaşçılar olarak, tartışmalı ve ‘acaba Siyonizm mi, anti-semitizm mi yoksa Hamas’ın füzeleri mi başlattı’ tartışmalarında pozisyon almalıyız.

Bizim fikrimiz çok basit olabilir ve analizler için genellikle çok gerekli olan ince ayrıntılar ile dipnotların farkınca olmayabiliriz, ama Zapatistalara, savunmasız bir halkı katleden profesyonel bir ordunun varlığı görünüyor.

Baştan sona kim suskunluğunu koruyabilir? Bir şeyler söylemek işe yarar mı? Ağlamalarımız bir bombayı bile durdurabilir mi? Sözlerimiz bir Filistinlinin bile hayatını kurtarabilir mi? Evet, işe yarayacağını düşünüyoruz. Belki bir bombayı durduramayabiliriz ve sözlerimiz, üzerine ‘IMI’ ya da ‘Israeli Military İndustry’ (İsrail Askeri Endüstrisi) harfleri oyulmuş 5.56 mm. ya da 9mm.’lik bir merminin fişeğinin bir çocuğun göğsüne saplanmasını önleyecek zırha dönüşmeyecek, ama sözlerimiz belki de Meksika’daki ve dünyadaki diğerleriyle güçlerimizi birleştirmeye yarayabilir, belki de ilk olarak bir mırıldanma olarak duyulabilir, sonra sese, sonra da Gazze’den duyulacak bir çığlığa dönüşebilir.

Biz sizi tanımıyoruz, ama biz, EZLN’den Zapatistalar, bunun ne kadar önemli olduğunu, yıkımın ve ölümün ortasında cesaretlendirici kelimeleri duymanın önemini biliyoruz.

Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum, ama bu ‘evet’e dönüşüyor, uzaktaki bir ses bombayı durduramayabilir, fakat bu ölümün kara hücresinde açılan bir çatlak ve oradan içeri giriveren ince ışık huzmeleri gibidir.

Diğer her şeyde olduğu gibi, ne olacaksa olacak. İsrail devleti bunun terörizme sert bir darbe vurduğunu açıklayacak, bu açıklama katliamın büyüklüğünü halkından gizleyecek, büyük silah üreticileri krize göğüs germek için ekonomik destek elde etmiş olacak ve kolayca şekillendirilebilen ‘küresel kamuoyu’ başka tarafa dönecek.

Fakat hepsi bu değil. Filistin halkı yine direnecek, ayakta kalacak, mücadeleye devam edecek ve davaları nedeniyle yeryüzünde sempati toplamaya devam edecek. Ve belki de Gazze’de bir kız ya da erkek çocuğu da ayakta kalacak. Belki de büyüyecekler, cesaretleriyle, kızgınlıklarıyla ve öfkeleriyle. Belki Filistin’de mücadele eden gruplardan birinin askeri ya da militanı olacaklar. Belki kendilerini İsrail’le savaşın içinde bulacaklar. Belki bir silahı ateşleyecekler. Belki kendilerini bellerini sarmalayan bir dinamit kuşağıyla feda edecekler.

Ve sonra, bunların ötesinde, Filistinlilerin şiddetli doğası ile ilgili yazacaklar ve bu şiddeti kınayan açıklamalar yapacaklar ve bunun Siyonizm mi anti-semitizm mi olduğunu tartışmaya dönecekler.

Ve hiç kimse biçilen şeyi kimin ektiğini sormayacak.

Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (EZLN) erkek, kadın, çocuk ve yaşlıları adına,

Komutan Yardımcısı Asi Marcos"